Kadınlar ve erkeklerin bazı hastalıklara neden farklı tepkiler verdiğini araştıran uluslararası bir bilimsel çalışma, insan biyolojisine dair önemli bulgular ortaya koydu. Queen Mary Üniversitesi’ne bağlı Precision Healthcare Araştırma Enstitüsü (PHURI) doktora sonrası araştırmacısı Dr. Mine Köprülü ve PHURI Direktörü Prof. Claudia Langenberg’in liderliğinde yürütülen çalışmada, 56.000 katılımcının verileri kullanılarak protein seviyeleri ve bu seviyelerin genetik temelleri cinsiyet bazında analiz edildi.
Araştırma Berlin Charité Sağlık Enstitüsü (BIH) ve Cambridge Üniversitesi MRC Epidemiyoloji Birimi’nin katkısıyla yürütüldü. Çalışma sonuçları Nature Communications dergisinde yayımlandı.

Queen Mary Üniversitesi’ne bağlı Precision Healthcare Araştırma Enstitüsü (PHURI) doktora sonrası araştırmacısı Dr. Mine Köprülü
Protein Seviyelerinde Cinsiyet Bazlı Farklar
UK Biobank ve Fenland çalışmaları kapsamında toplanan verilerle yaklaşık 6.000 proteinin genetik kontrol mekanizmaları analiz edildi. Araştırmanın temel amacı, kadınlar ve erkekler arasında bu genetik mekanizmaların farklılık gösterip göstermediğini anlamak ve bu farklılıkların hastalıklarla olan ilişkisini ortaya koymaktı. Araştırmanın sonuçları Nature Communications dergisinde yayımlandı.
Elde edilen sonuçlara göre, kanda incelenen proteinlerin yaklaşık üçte ikisinin seviyeleri biyolojik kadınlar ve erkekler arasında farklılık gösteriyor. Ancak daha ayrıntılı genetik analizler, bu proteinlerin yalnızca çok küçük bir kısmının — yaklaşık 100 kadarının — seviyelerini etkileyen genetik varyantların cinsiyete bağlı olarak farklılık gösterdiğini ortaya koydu.
Bu bulgular, bazı protein seviyelerinin kadınlar ve erkekler arasında farklı olmasına rağmen, bu farklılıkların yalnızca genetik nedenlerle açıklanamayacağını ortaya koyuyor. Araştırmacılar, cinsiyetler arası sağlık farklılıklarının değerlendirilmesinde hormon seviyeleri, maddi olanaklar, sağlık hizmetlerine erişim, çevresel koşullar ve yaşam tarzı gibi genetik dışı faktörlerin de dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.
Çalışmanın baş yazarı Dr. Mine Köprülü “Tarihte ilk kez, insan biyolojisini bu kadar ayrıntılı bir düzeyde inceleyebiliyoruz.
Çalışmanın baş yazarı Dr. Mine Köprülü, bu araştırmanın insan biyolojisinin cinsiyete bağlı genetik etkilerini bugüne kadar görülmemiş bir detayla ortaya koyduğunu vurgulayarak, “Tarihte ilk kez, insan biyolojisini bu kadar ayrıntılı bir düzeyde inceleyebiliyoruz. Bu çalışma, genetik kodumuzun kanda protein seviyeleri üzerindeki cinsiyete bağlı etkilerini ortaya koyan şimdiye kadarki en kapsamlı ve en büyük araştırma. Bulgularımız, herkese daha eşit ve kişiselleştirilmiş sağlık hizmetleri sunabilmek için, sağlık farklılıklarını etkileyen faktörleri — hem genetik hem de genetik ötesi düzeyde — daha iyi anlamanın önemini vurguluyor.” dedi.

Created in BioRender. (2025)
Queen Mary Üniversitesi PHURI Direktörü ve Berlin Charité Sağlık Enstitüsü’nde Profesör olan Claudia Langenberg ise şöyle konuştu:
“Protein seviyeleri ve bu seviyelerin genetik temellerine dair veriler, ilaç geliştirme süreçlerinde giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu tür verilerin sunduğu potansiyel, UK Biobank gibi geniş insan veri tabanlarına yapılan yatırımların artmasına da katkı sağlıyor.

Queen Mary Üniversitesi PHURI Direktörü ve Berlin Charité Sağlık Enstitüsü’nde Profesör olan Claudia Langenberg i
Kadınlar ve erkekler arasındaki protein düzeylerindeki farklılıkların daha iyi anlaşılması, kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarının geliştirilmesi açısından kritik bir rol oynuyor. Araştırma bulgularımız, çok az istisna dışında, bilinen incelediğimiz proteinleri kontrol eden genetik varyantların kadınlar ve erkeklerde büyük ölçüde benzer şekilde işlediğini ortaya koyuyor. Bu da, incelenen genetik mekanizmaları baz alan ilaç hedeflerinin çoğunlukla her iki biyolojik cinsiyete de uygulanabilir olduğunu destekleyen önemli bir kanıt sunuyor.”
Bu çalışmada, katılımcılar kromozomal bilgiler (XX veya XY) temel alınarak biyolojik olarak ‘kadın’ veya ‘erkek’ olarak sınıflandırılmıştır. Araştırmacılar, kromozomal bilgilerin her zaman bireyin toplumsal cinsiyet kimliğiyle örtüşmeyebileceğini ancak bu bilimsel çalışmada kullanılan genetik ve protein düzeyindeki analizler için bu kategorilendirmenin gerekli görüldüğünü belirtmektedir. Ayrıca, toplumsal cinsiyet kimliğine dair veriler çalışmalarda tutarlı biçimde kaydedilmediği için bu faktör çalışmada kapsamlı olarak değerlendirilememiştir.
















Comments