Nitelikli göçte son yıllarda belirgin artış yaşandığını belirten Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Özge Öner, Türkiye’nin genç ve eğitimli nüfusunu tutmakta zorlandığını ifade etti.
Küresel hareketliliğin Türkiye’ye yansıması
Öner, farklı ülkelerde yaşayan Türklerin sayısındaki yükselişin yalnız bireysel tercihlerin sonucu olmadığını belirtti. Kendi akademik deneyiminden örnek veren Öner, geçmişte yurtdışına giden öğrencilerin büyük bölümünün eğitim amacıyla kısa süreli kaldığını, bugün ise eğilimlerin farklılaştığını vurguladı.
Oksijen Gazetesi’ne değerlendirmelerde bulunan Öner’e göre Türkiye’nin modern tarihinde ilk kez bu ölçekte bir nitelikli göç dalgası ortaya çıkmış durumda.
Göç kararının temel belirleyicileri
Göçün insanlık tarihindeki doğal yerine dikkat çeken Öner, modern devletlerde göçün çoğu zaman kayıp veya kaçış olarak yorumlandığını hatırlattı. Fransız sosyolog Abdelmalek Sayad’ın “çifte yokluk” kavramına atıf yapan Öner, göç eden bireyin hem gittiği yerde hem de geldiği ülkede eksilme yaşadığını belirtti.

Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Özge Öner
Öner’e göre Türkiye’den ayrılan gençlerin büyük bölümü yalnız ekonomik fırsatlar nedeniyle değil, öngörülebilirlik, adalet duygusu ve güven arayışıyla hareket ediyor. “İnsanlar çoğu zaman neden gittikleri için değil, neden kalamadıkları için göç eder” diyen Öner, son dönemin en kritik göstergesinin bu psikolojide yattığını ifade etti.
‘Brain drain’ riskinin yapısal boyutu
Ekonomi literatüründeki “beyin göçü” tartışmalarına da değinen Öner, doğru kurumsal zemine sahip ülkelerde bu hareketliliğin bilgi dolaşımına dönüşebileceğini söyledi. Ancak kurumsal kapasitesini kaybeden ülkelerde akışın tek yönlü hale geldiğini belirten Öner, bunun uzun vadede bilimsel kapasitede daralma, kamusal tartışmada zayıflama ve entelektüel çeşitlilikte azalma yarattığını vurguladı.
Öner, İran, Küba ve Venezuela gibi ülkelerde yaşanan uzun süreli nitelikli göç örneklerinin, siyasi baskı ve ekonomik istikrarsızlığın doğrudan sonucu olduğunu belirterek bu modellerin Türkiye açısından da uyarıcı nitelik taşıdığını ifade etti.

Diaspora ile bağın önemi
Öner, dışarıya giden insan sermayesiyle ilişki kurmanın ülkeler için stratejik bir unsur haline geldiğini söyledi. Çin, Hindistan ve Güney Kore’nin diaspora politikalarını örnek gösteren Öner, bu ülkelerin yurtdışındaki vatandaşlarını ulusal kapasitenin tamamlayıcı gücü olarak değerlendirdiğini aktardı.
Öner’e göre Türkiye’de diaspora politikasının devlet tarafından sürdürülebilir şekilde oluşturulamaması, göçün temel nedenlerinden biri olan kurumsal güvensizliğin sonucu.
Sivil girişimler ve yeni temas alanları
Öner, Atatürk’ün genç bilim insanlarına ithafen söylediği bir ifadeden esinlenen “Bi’ Dünya Kıvılcım” adlı sivil girişimin, yurtdışındaki eğitimli Türklerin birbiriyle ve Türkiye’yle temas kurmasını kolaylaştırdığını söyledi. Katıldığı çevrimiçi zirvede farklı ülkelerde yaşayan yüzlerce kişiyle yürütülen tartışmaların, Türkiye’nin kaybettiği insan sermayesinin kapsamının daha net görünmesini sağladığını belirtti.
Öner, bu tür girişimlerin devletin sağlayamadığı koordinasyon boşluğunu doldurduğunu, ancak kurumsal reform yapılmadıkça geri dönüşün beklenemeyeceğini ifade etti.
Kalıcı çözüm için üç temel koşul
Öner, Türkiye’den ayrılanların büyük bölümünün “gitmeyi istemekten” çok kalmanın zorlaşması nedeniyle göç ettiğini belirtirken, kalmayı mümkün kılacak üç koşulu şöyle sıraladı:
- Güven veren kurumlar
- Kendini gerçekleştirme imkânı sunan bir ekonomi
- Toplumsal sözleşme ve adalet hissi
Bu üç unsurun eksikliğinde ülkelerin yalnız insan kaybetmediğini, gelecek potansiyelini de ihraç ettiğini söyleyen Öner, nitelikli göçün yalnız ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir uyarı olduğunu vurguladı.
















Comments